gelincik ebru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelincik ebru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2014 Pazar

Bir demet ebru çiçekleri...



Âşık, başını verince akıl kalır mı gayrı? Her şey helâk bulur, yalnız onun hakikati kalır. Onun hakikatine karşı var da yok olur, yok da. Yoklukta varlık… Bu, pek acayip bir şey! Bu makamda akıllar elden çıkar, kalem buraya vardı mı kırılır, bir şey yazamaz olur!

Mevlânâ 

15 Temmuz 2011 Cuma

Gelincik

Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder, hem kendini.
Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi, emin olmadığın sevgiye teslim etme kendini...
MEVLANA

1 Ekim 2009 Perşembe

gelincik ebrusu


                                                                   
                    

Gelincik ebru yapımı

23 Şubat 2009 Pazartesi

20 Ocak 2009 Salı

Ebrunun sırrı


EBRUNUN SIRRI, SIĞIR ÖDÜ...

Ebru, tamamen doğal malzemeler kullanılarak icra edilen bir sanat. Bildiğimiz toprak ezilip terbiye ediliyor ve daha sonra kullanılıyor. Mesela Düzgünman Hoca kırmızı renkteki çamlıca toprağını kullanırmış eserlerinde. Bazı ebru malzemesi satıcıları Kayseri toprağını da kullanıyor. Genellikle pigment, oksit boyalar, tabiattan elde edilen naturel boyalar kullanılıyor. Ebru`daki en ilginç malzeme, aynı zamanda ebrunun ana malzemesi olan öd. canlıların öd kesesinde bulunan yeşilimsi sıvı, hazmı sağlayan madde. Ebrucular genellikle sığır ödü kullanıyor. Öd alınıp terbiye ediliyor, benmari metodu ile kaynatılıyor ve süzüldükten sonra da buzdolabında saklanıyor. Öd boyayı terbiye ediyor, iyice ezilip dağılmasını sağladığı gibi tekneye boya atıldığı zaman, boyanın su üzerinde yüzmesini ve açılmasını sağlıyor. Ebru sanatının fırçaları da özel ve el yapımı. Gül dalı ve at kılından yapılıyor. Eskiden çok zor temin edilen Ebru malzemelerini artık kırtasiyelerden temin etmek mümkün. Ebrunun suyu, kevenden elde edilen, kitre denilen yapışkan bir malzemeden hazırlanıyor. Ebru teknesi, şekil vermek için madeni uçlar ve emici özelliği olan kaliteli kağıtlar, diğer temel malzemeler.

4 Mayıs 2008 Pazar

EBRUNAME


EBRUNAME

Ebrudaki görünen şu nukûşâta iyi bak,

Şuunât-ı ilâhîdir sıfatından ayan Hak

Nakş-ı sun'un pertevinden Hubb-u Rahman âşikâr,

Rûyetullah sırrıdır bu müsemmâdır her varak.


Zan etme ki bu eşkâlin hâlikıyız senle ben,

Gafil olup şirke dalma bir fâildir iş gören,

Fırça, çanak, boya, tekne vâsıtadır bilmiş ol,

Hep suver-i ilmiyyedir mezâhirde görünen.


Türlü türlü şekillerle arz-ı dîdâr eyleyen,

Kitâb, levha, sâir eşya zeyn-i envâr eyleyen,

Şuh ve câzip hatlarıyla kalb-i insan zevkiyâb,

Saltanat-ı ebrûdur bu aşk-ı izhar eyleyen.


Onaltıncı yüzyılında Turan ebru mebdei,

Orda zâhir olmuş amma burda bulmuş neş'eyi,

Yüce Türkler ülkesinde kemâl bulmuş bu hüner,

Rabbim dâim hıfz eylesin ebrû yapan zümreyi.


Ebru demek ebir demek yâni gökteki bulut,

Ab-ı rû da tutar mânâ su yüzüdür et şuhût,

Bir kelâm-ı farisîdir ebrû insan kaşları,

Her tevcihe sezâdır kim mânâsı da pek velût.


Kadîm ecdât yâdigarı müzeyyen bir san'âttır,

Tabiatten mülhem olan bu nakışlar mir'âttir,

Sâni-i Hak sun'undan hep kendi kendin seyreder

Nakış nakkaş şey-i vâhit bir vahdeti hikmettir.


Bu meslekte çok ustalar emek verip yetişmiş,

Biz yetiştik zevâline hepsi Hakka göç etmiş,

Büyük üstat Özbek Şeyhi Ethem Kâmi Efendi,

Hezar-fen, pür mârifet bu san'âtta pîr imiş.


Son zamanlar şems-i ebru gurub etmiş nâgihân,

San'atkârı kalmamış hiç, ne de işten anlayan,

Bir er çıkmış Üsküdar'dan ihyâ etmiş bu zevki,

İsmi hattât Necmeddin'dir tek üstatdır bu zaman.


Üstadımız Necmi Molla çığır açmış bu işte,

Azimkârdır, muktedirdir anlayışta sezişte,

Lâle sünbül karanfille bezendirmiş ebruyu,

Tâlim etmiş tâliplere zevâl yok bu gidişte.


Destizenkte ezilir hep renkli cism-i boyalar,

Sarı zırnık inatçıdır ebrucuyu oyalar,

Zırnık, lâhur, gül bahar, al ebruda hep esastır,

Bu dört renkle çok renk olur bu cümbüşte neler var.


Bu çeşitli boyaların cilvegâhı teknedir,

Rahm-i mâder gibi sanki reng-i vusla teşnedir,

Tekne içre kitre mahlûl bekler sırr-ı fıtratı,

Bazen tutar bazen tutmaz bir acâyip nesnedir.


Ayrı ayrı çanaklarda boyaların kıvamı,

Su, öd ile ayarlanır başlar işin devamı,

Kitreli su üzerine fırçalarla boyalar,

Serpilerek nakşedilir kâğda çıkar tamamı.


Târif gerçi kolay amma tatbikatta güçlük var,

Tecrübesiz yapılırsa insân olur bî karar,

Görünüşe aldanıp da çok kolaymış deme sen,

Bir ihtisas işidir bu âşık olan er yapar.


Mütenevvî şekillidir ebrûların sureti,

Battal, hatip, taramayla gör âsâr-ı kudreti,

Karanfille lâle sünbül papatyayla menekşe,

Taraklı da tezyin eder bu elvân-ı kesreti.


Ebru yapan seyredende gam kasâvet bulunmaz,

Gönülleri tenşit eder zevkle doyum olunmaz,

Yapan hayran, bakan hayran, alan, satan hep ayran,

Bu ebrudan zevk almayan ebrucuya yâr olmaz.


Nazar kıldık kâinata baktım mutlak ebruya,

Vech-i yâri âyan gördüm salât ettim bu Ru'ya,

Kenz-i mahfi tezâhürü aşk-ı Hüdâ nümâyan

Ebru görüp Allah dedim irdim kalbi duyguya.


Bî hududu zevk-i elvan ebruculuk san'âti,

Erbâbının nazarında çoktur onun kıymeti,

Her varakta sırr-ı cemâl âşikârdır zahidâ,

Bu ebrûlar, bu safâlar hepsi aşkın hikmeti.


Ben ebrûya âşık oldum düştüm onun peşine,

Leylâ gibi nazlar etti yaramadı işime,

Bir aralık isyan ettim görmedim hiç iltifat,

İnsaf edip yüzün güldü işler açtı başıma.


Besmeleyle tezgâh açıp ebru yapan kişiyiz,

Fırça ile su üstünde hüner satan kişiyiz,

Üstadımız Özbek Şeyhi hem Necmeddin hocadır,

Büyüklere boyun kesip Hakka tapan kişiyiz.


Ey Mustafa nakş-ı sevda sana neler öğretti,

Derûnunda duran nakkaş "Eynemâ"yı öğretti,

Bab-ı ebrû rehnümadır vech- bâkî fehmine,

Ârif olan bu ezharı bir noktadan seyretti.

Mustafa DÜZGÜNMAN
Related Posts with Thumbnails