Halide Dursun ... Ebru sanatı
Mevlana “su nakış tutmaz diyen buraya gelsin”, diyor. Ebru ile tanışmış mıydı? Sanat tarihçisi ebrunun tarihçesi ile Mevlana`nın yaşadığı dönemin verilerini karşılaştıradursun, su üzerine nakış, ebrudan başka nedir ki? (Nazan Bekiroğlu)
23 Ocak 2012 Pazartesi
Bu da geçer Ya Hu
6 Ocak 2012 Cuma
Akkase ''Vav'' çalışması
24 Kasım 2011 Perşembe
Öğretmen, eserlerinin üzerine imzasını atmayan tek sanatkardır.”
5 Kasım 2011 Cumartesi
Bayramınız mübarek olsun
Israrla dilediğiniz halde dualarınızın gerçekleşmemesi sizi umutsuzluğa düşürmesin. Zira Allah duaların kabul olunacağına dair söz vermiştir.Ancak bu sizin istediğiniz zaman değil,onun sizin için doğrusunu taktir ettiği zaman olacaktır.
13 Eylül 2011 Salı
Ebru kursu kayıtlarımız başladı
Adres: DervişAli Mah. Salmatomruk Cad. Kasap Sk.No:3 Edirnekapı Fatih - İSTANBUL
5 Eylül 2011 Pazartesi
Ebru kursu kayıtlarımız başladı...
Eminönü Halk Eğitim merkezinde Ebru kursu kayıtlarımız başlamış bulunmaktadır.
Kursa katılmak isteyenler kayıtlarını internet üzerinden gerçekleştirebilirler.
http://www.eminonuhem.gov.tr/
28 Ağustos 2011 Pazar
Yeni dönem Ebru kurs Kayıtları
15 Temmuz 2011 Cuma
Gelincik
Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder, hem kendini. Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi, emin olmadığın sevgiye teslim etme kendini...
MEVLANA
6 Haziran 2011 Pazartesi
26 Mayıs 2011 Perşembe
Ebru bir derya, henüz sahile çok uzağım
Ebru bir derya, henüz sahile çok uzağım
Ebru sanatçısı Fuat Başar’a göre, içinde yaşadığımız toplumun gerginliğini atabilmesi, ruh sükûnetine erebilmesi için sanat ile meşgul olmasında büyük fayda var.
Çok değil, on-on beş yıl önce ‘ebru sanatı yapıyorum’ dediğiniz zaman karşınızdakine etraflı bir tarif yapmanız şarttı. Detaylar bir tarafa, suyun üzerine çizilen desenlerin o muhteşem eserlere nasıl dönüştüğünü anlatmak çok da kolay değildi. Artık ebru o kadar yaygınlaştı ki ince işlerine vâkıf olmasak da birçoğumuz bu sanat dalıyla ilgili kaba bilgilere sahibiz. Geçmişten günümüze miras ebru sanatı bir dönem unutulmaya yüz tutsa da şimdilerde sadece Türkiye’de değil, çeşitli ülkelerde de icra ediliyor. Şüphesiz bu sanatın üzerindeki kalın tozları silkeleyip tekrar cana gelmesinde usta isimlerin katkısı büyük.
Ebru sanatının günümüze intikalindeki önemli kişilerden biri Fuat Başar. Mustafa Düzgünman, Hattat Hamid Aytaç gibi ustaların rahle-i tedrisinden geçen Başar, genç yaşta memleketini, tıp eğitimini bırakıp ebrunun büyüsünün peşinden İstanbul’a gelmeseydi, kendini teknenin içine bırakıp bin bir desene yelken açmasaydı, muhakkak Türkiye’de ebru sanatının icrasında bir şeyler eksik kalacaktı. Onun Erzurum’dan İstanbul’a ve hat sanatından ebruya seferine daha yakından bakmak istedik. Fuat Hoca, atölyesinin de bulunduğu değişmez mekânı Küçük Ayasofya’da ağırladı bizi. Arka arkaya içilen çayların tadına ebru sohbeti karıştı. Başar’ın ebruyla tanıştığı günlerden günümüze kadar geldik. Hocanın hikâyesine paralel, ebru sanatının tıp alanına kadar uzanan serencamını, farklı ülkelerdeki alakayı ve en temelde de sanatta edebin önemini uzun uzun konuştuk…
KİTRE DAĞDAN, AT KILI ARABACIDAN
Fuat Hoca Erzurum’da dünyaya gelir. Rahmetli pederi sağlık memurudur. Sekiz kardeş arasında en büyüktür Fuat Başar. Büyüdükçe kafasına atom fizikçisi olmayı koyar, çalışmaları hep o yöndedir. Fakat babasının gönlünde oğlunun doktor olması vardır. Üniversite sınavlarında yeterince puan alır istediği bölüme girmek için; fakat şehir dışında okumasına ailesinin maddi gücü yetmemektedir. Bunun üzerine memleketindeki tıp fakültesinde eğitim görmeye hak kazanır. Okulda gayet başarılıdır ve artık doktor olmaya karar vermiştir, ta ki ikinci sınıfta eline hat sanatıyla ilgili bir kitap geçene kadar.
Kitapta gördüğü yazılar Fuat Hoca’yı cezbeder, hemen bir marangoz kalemi bulur kendine ve yazmaya başlar. Bir yandan da ilgi alanını besleyen kitaplar alır okur, sayfalarda gördüğü hat eserlerini taklit eder. Haftalar, aylar geçer fakat bir türlü yazıları istediği gibi olmaz. Erzurum’da kamış kalem de bulmak zordur. O vakitler tanıdığı bir sahaf, Hacı İbrahim Efendi, bir kamış kalem hediye edince dünyalar onun olur. Başar, “Bana Mercedes araba verse o kadar sevinmezdim.” diyor o günleri anarken. Fakat kalemi nasıl açacağını bile soracağı kimse yoktur Erzurum’da. Bu zor şartlar altında 1976’da başlar yazıya. Tek başına işin içinden çıkamayınca Hattat Hamid Bey ve Uğur Derman ile mektuplaşır. Onlardan nasıl çalışması gerektiğine dair tüyolar alır fakat ustayla karşılıklı oturmadan sanat öğrenmek zordur.
Eline geçen kitapta ebrunun nasıl yapıldığı da anlatılır, arka sayfada da örnekler vardır. Bu tariflerden nasıl bu eserler çıkar bir türlü akıl erdiremez Başar. Ansiklopedileri tarar, kitap araştırır ama çabaları nafiledir. 1977’de Uğur Derman’a ait bir ebru kitabıyla karşılaşır. Satın aldığı kitabı eve gelene kadar yürürken okur bitirir. Daha sonra da defalarca okur kitabı. 1977’de kendi ifadesiyle kör topal başlar ebru çalışmaya, boya arada kâğıda yapışınca heyecanlanır, sevinir. Acemilik döneminde az halı batırmayan Başar için en zorlu süreçlerden biri de malzeme bulmaktır. Kitre için dağ bayır dolaşır, fırçayı yapacağı at kuyruğunu temin etmek için at arabacıları tarafından kırbaçla kovalanmayı bile göze aldığı olur. Öd bulmak ise tam bir işkencedir, mezbaha çalışanlarını ikna etmek için akla karayı seçer. İyi kötü boya tuttuğunda danışabileceği kimse yoktur çevresinde. İstanbul’a giden arkadaşlarına sipariş verir, Düzgünman Hoca’nın ebrularından satın alır. Ebrunun karşısına geçip sabahlara kadar incelediği geceler de olur. Fakat işin içinden tek başına bir türlü çıkamayınca, eskilerin de dediği gibi sanatta üveysîlik olmayacağını anlar, baba ocağıyla vedalaşır, tıp fakültesini bırakır ve İstanbul’a yerleşir Fuat Başar.
EN ÖNEMLİSİ ADAM OLMA SANATI
Mustafa Düzgünman kolay kolay öğrenci kabul etmez, sadece sanatın kıymetini bilecek kişilere bilgisini aktarmak ister. Sert hocaya çıkmıştır adı. Fakat daha önce Erzurum’dan gelen heyecan taşan mektuplar, Süheyl Ünver ve Uğur Derman’ın referansı vesilesiyle Fuat Başar’ı öğrenciliğe kabul eder. Aynı dönemde Hattat Hamid Bey’in dersleri de devam etmektedir. Böylece iki değerli üstattan nasiplenme şansı yakalar Başar. Derslere paralel Ahmet Yüksel Özemre gibi kıymetli şahsiyetlerin de katıldığı sohbet ortamlarına iştirak eder. Aklına hocası Düzgünman’ın sık tekrarladığı bir sözünü kazır âdeta: En büyük sanat, adam olma sanatıdır. “Hocaların kıymetini vefat ettiklerinde anlıyor insan. Benim dönemimin hocaları bir neslin son halkasıydı, sanki tüm görevleri bu sanatı gençlere aktarmaktı. Şimdiki aklım olsa kapılarının önünden ayrılmazdım.” diyerek iç çekiyor şimdilerde.
Böylece 1980’de Hamit Bey’den, 1981’de de Düzgünman’dan icazet nasip olur Fuat Başar’a. Şimdi o da rahmetli hocaları gibi kendisinden sonra gelen nesillere ebru sanatını öğretiyor. Geçmişteki usta çırak ilişkisinin önemine değiniyor: “Eskiden hoca ile öğrenci arasında gönül bağı olduğuna inanılırdı. İkisinin arasını ancak ölüm ayırırdı. Usta ile öğrenci arasına dedikodu, benlik, hor görme giremezdi. Hoca çırağından bir şey gizlemezdi. Öğrencisine, sen beni geçmek zorundasın diye tembihlerdi.” Fuat Başar bunu Süheyl Ünver’den de bizzat duyar. Bir öğrencisi, ‘Sizin yarınız kadar olsam yeter.’ deyince Ünver kızar, ‘Ne demek sizin yarınız kadar olsam yeter! Sen benim yarım kadar, senin öğrencin senin yarın kadar olursa birkaç nesil sonra bu sanat biter. Beni geçmek zorundasınız.” Bu bilgiler ışığında sanatla meşgul olduğu sürece her daim kendini geliştirmeye çalışır Başar, ona göre sanat içinde vücut bulduğu ülkenin haysiyetidir, bu nedenle sanatçının iyi bir temsili zaruridir.
Fuat Başar’ın artık yedinci kuşak öğrencileri var. Vaktinde hocadan ders alan ama hâlâ Almanya, Kanada, Arap ülkeleri, Japonya gibi dünyanın dört bir tarafında eğitimine devam eden talebeleri… Ebruya en büyük alaka Avrupa ülkeleri, Amerika ve Japonya’dan. Yıllardır eğitim alan öğrencilerin yurtdışında açtığı sergi ve atölyeler de bu merakı artırıyor. Yurtdışında ebru ile ilgili farklı çalışmalar da var, özellikle psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkların tedavisinde ebrunun etkileri üzerinde araştırmalar yapılıyor. Fuat Hoca, çalışmalarda şimdiye kadar olumlu sonuçlar alındığına değiniyor. MS hastalarının ebruyla meşgul oldukça semptomlarının azaldığı hatta durma noktasına geldiği gözlenmiş. Zihinsel özürlüler üzerinde de olumlu sonuçlar elde edilmiş. Başar, yurtiçinde ve yurtdışında birçok öğrencisinin bu konularda çalıştığını anlatıyor.
BİZİ YARADAN’A YAKLAŞTIRIYORSA SANAT SANATTIR
Fuat Başar için ebruya başladığı dönemlerde bu sanat ufak bir göl gibidir, ayağını içine uzatmıştır bu suyun. Fakat yıllar geçip de detaylara vâkıf oldukça kendini bir deryada görür, sahile yakın dolaşmaktadır. Şimdilerde ise bu çok büyük deryanın sahiline çok uzak olduğunu düşünüyor: “Sanatı dünya üzerine yayan Cenab-ı Hak’tır. O’nun yarattığı her şey sınırsız güzellik ve derinliktedir. O’nun yarattıklarının ucu bucağı yoktur. Sanatçı bunu fark ettiğinde aczini de anlıyor ve ben yaptım diyemiyor.”
Sanat her daim gelişmek zorunda Başar’a göre. Yeniliklere karşı değil ama eskiyi ortadan kaldırarak yeni bir şey meydana çıkarmak değil bahsettiği, mevcut olanı geliştirmek. İslam sanatında eserden ziyade eseri ortaya koyan kişinin tekâmülüdür esas. Kişiye kazandıracağı ahlak, edep her şeyin önündedir. Tıpkı Yunus Emre’nin dediği gibi: ‘Vardım irfan meclisine, eyledim ilmi talep, meğer ilim bir hiç imiş, illa edep illa edep.’ Fuat Başar da sanattan önce sanatın edebinin geldiğinin altını çiziyor. Sanatın insana dönük tarafı da burası: “Çok güzellikler yapmışız ama bu bizi Yaradan’dan uzaklaştırıyorsa o iş batıldır. Bizi Yaradan’a yaklaştırdığı sürece sanat sanattır. Sanat ilahî bir şeydir.”
Günümüzün kaotik ortamı, yalnızlaşan insanları için de bir ilaç vazifesi görebilir mi sanat? Fuat Başar, ebruyla uğraşanın kavgayla işinin olmayacağına inanıyor: “Ebru çok sürükleyici bir şey. Onun heyecanı insanı birçok çirkin işten de alıkoyar.” İçinde yaşadığımız toplumun gerginliğini atabilmesi, ruh sükûnetine ulaşabilmesi için sanat ile meşgul olmasında fayda var. Bu sebeple halkın İSMEK ve diğer kurslarda sanata meyletmesinden oldukça memnun Fuat Hoca. Kimi sanatçılar için sanatın bu kadar yaygınlaşması beraberinde yozlaşma, bozulma riskini de artırıyor. Esasında Fuat Başar da bu kaygıları taşıyor. “Yozlaşma riski her zaman var, yaygınlaştıkça da bu ihtimal artar.” diyor. Fakat yine de binlerce öğrenci arasından cevherlerin çıkacağına da inancı tam: “Devam edenler sanatı nesillere taşıyacaktır, etmeyen de en azından bilgi sahibi olur, fena mı?” Fuat Başar’a göre işin edebi elden giderse o zaman tehlike sinyalleri çalar. Kişi kendini yaptığı eserin tek vücuda getireni gibi gördüğünde sıkıntı başlar. Bu sebeple eğitim veren kurumların öncelikli görevi işin edep ve ahlakını da tekniğiyle beraber aktarmak.
Günümüzde sanatçının kendini eserinin tek yaratıcısı gibi görme ihtimali çok yüksek. Birçok anlayış gibi sanatçının eserine yaklaşımında da Batı’daki tavırları taklit hâlindeyiz. Hâlbuki sanatın psikolojisi Batı’da ve bizde çok farklı. “Kişi kendini sanat tanrısı gibi görmeye başladığında bunun sonu bunalımdır. Batı’da sanatçıların çoğu uyuşturucu almadan eserine başlayamıyor. Bizde tekne açmadan önce boy abdesti alınır, besmele ile açılır, geçmiş pirlerin ruhuna üç İhlâs, bir Fatiha okunur. Batı’da ise cinnet getirerek, çırpınarak ölen sanatçı çok.” diyor Başar. Doğu’da sanatçının çabası kul olma yönündeyken, Batı’da neredeyse kendini Tanrı ilan etme noktasına kadar varıyor.
Başar Küçük Ayasofya’daki mütevazı atölyesinde çalışmalarına yıllardır bu istikamette devam ediyor. Her ne kadar ismini daha çok ebru sanatıyla duysak da onun için hat sanatı öncelikli geliyor. Yine de sanatların da ilmin de ayrısı gayrısı yok ona göre. Hepsi nihayetinde O’na çıkıyor. Belli ki ebru ve hat sanatları Fuat Hoca’nın sadece sohbetlerini değil, tüm hayatını şekillendiriyor. Çocuklarının isminde dahi bunun izini görmek mümkün. Kızı Elif Ebru, Hattat Sami’den ismini alan oğlu Sami, onun büyüğü Mustafa Rakıp, en büyükleri Hamit Aytaç. Ebru gibi suyun üzerine resmedilen bir hayat Fuat Başar’ınki, onu anlayan ve eserlerini taklit eden talebeleriyle, çocuklarıyla çoğalıyor. Onun gibi ustalar vesilesiyle geçmişten günümüze miras kalan sanatlar da nesilden nesile intikal ediyor.
Yazar: Tuba Deniz
Kaynak: Aksiyon
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma....

Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına " Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?" demiş.
" Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma" diye ilave etmiş. Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.
Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.
• Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.
• Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş.
Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş:
"İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
• Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
• Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
• Asla bilmeyenle tartışma
9 Mart 2011 Çarşamba
1 Mart 2011 Salı
13 Şubat 2011 Pazar
Gül ebru

Bitir bu işkenceyi , sende artık bana gül
Dokundurma elini pıhtılaşan kana gül
Bahçe boş ;çeşme kuru ; nerde bostancıbaşı
Gelde feryâd ü figân etme bu hüsrâna gül
Yıllarca yatağında uyudum semenderin
Çakallar yuvalandı bizim olan hana gül
Unuttum gökkuşağı altındaki resmini
Nice bühtan ettiler eski bir sultana gül
Kâinat oluk oluk boşalırken içimden
Yağmur damlası bile olamadım sana gül
Uzandığım her hayal tutuşturdu ömrümü
Her yangınla yeni bir yangın düştü cana gül
Ya öldür , yarasalar okşasın cesedimi
Ya da terkedip gitme beni bu isyâna gül
Dinle ki , en ölümcül şarkımı söylüyorum
Darağacı kurdular döndüğüm her yana gül
Nasıl sevişiyorsun kırkayakla , çıyanla
Hani boyun bükmüştün ebedî fermana gül
Meğer bir yanılgının zinciriymiş umudum
Güvenimi yitirdim şimdi her dermana gül
NURULLAH GENÇ
18 Ocak 2011 Salı
Gelincik ebru tekneden görünüşü
2 Ocak 2011 Pazar
Ebru kursumuza kayıtlar başladı...
Fatih halk eğitim merkezide ebru kursu kayıtları başladı
Kayıt yaptırmak için merkeze uğramanız yada internet üzerinden kayıt yaptırmanız gerekmektedir.
http://www.fatihhem.gov.tr/hbs/kurs/index.asp?kn=EBR
Fatih halk egitim merkezi
http://www.fatihhem.gov.tr
|
27 Kasım 2010 Cumartesi
gül Ebrusu

10 Kasım 2010 Çarşamba
25 Ekim 2010 Pazartesi
20 Ekim 2010 Çarşamba
16 Ekim 2010 Cumartesi
Ebru sergisine davetlisiniz...
Ebru sanatçısı Hülya Nurten Demirel ve öğrencilerinin sergisi 21 Ekimde Altunizade Kültür Merkezinde açılıyor tüm sanat severler davetlidir...
11 Ekim 2010 Pazartesi
Çini Tablo
Ebru ile birlikte çinilerimde artık burada yer alacak . Bu ilk yaptığım çini karolardan biri evimin en güzel köşesinde yerini aldı.
29 Eylül 2010 Çarşamba
Ebru kurslarımıza kayıtlar devam ediyor.... acele edin
hala kayıt yaptırmadıysanız acele edin :)
Halk eğitimmerkezlerinde eğitimler ücretsiz haberiniz olsun
1-Eminönü halk egitim merkezi http://www.eminonuhem.gov.tr/
2. fatih halk egitim merkezi http://www.fatihhem.gov.tr/
1 Eylül 2010 Çarşamba
Ebru Tekneden Çıkıyor

Alparslan Babaoğlu danışmanlığında, M. Sadreddin Özçimi koordinatörlüğünde gerçekleşecek olan “Ebru Tekneden Çıkıyor” projesinin ilk etkinliği Yeni Camii Hünkâr Kasrı’nda açılacak olan “Türk Ebrusu’nda Düzgünman Ekolü” sergisi olacak.1 Eylül – 3 Ekim tarihleri arasında görülebilecek bu sergi, Türk Ebru Sanatı’nın en büyük ustası olarak bilinen Mustafa Düzgünman ve bugün her biri birer ekol olan üç öğrencisi, Alparslan Babaoğlu, Fuat Başar ve Sabri Mandıracı ile yine bu üç ustanın yetiştirip icazet verdiği üç öğrenci, Sadreddin Özçimi, Hülya Nurten Demirel ve Sedat Altınöz olmak üzere, Türk ebru sanatının en güçlü damarı olan Düzgünman Ekolü’nün üç kuşağını gözler önüne seriyor.
Proje kapsamında, ebru sanatçılarının gözetiminde ücretsiz ebru atölyeleri de düzenleniyor. Beş haftalık atölye çalışmalarından seçilecek eserler, Kasım ayında bir katalog halinde yayımlanacak. Atölyeler, beş hafta boyunca her Cumartesi 12.00 – 17.00 saatleri arasında gerçekleşiyor:
18 Eylül, Eminönü Meydanı (Yeni Camii önü)
25 Eylül, Sultanahmet Meydanı
2 Ekim, Taksim Meydanı
9 Ekim, Kadıköy Meydanı
16 Ekim, Levent Metrocity önü
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Türk İslam Sanatları sergimiizden görüntüler
5 Ağustos 2010 Perşembe
Türk İslam Sanatları Sergisi

09.08.2010 AÇILIŞ 16:30
YER :FATİH BELEDİYESİ BAŞKANLIĞI
HİZMET BİNASI
Birbirinden degerli sanatkarların eserlerinin sergilendiği ve Ramazan ayı boyunca açık kalacak olan sergiye tüm sanat severleri bekleriz . Hat, Tezhip,Minyatür,Ebru,Katı, Çini 'den oluşan eserlerin sergilendiği benimde içinde ebrularımın olduğum sergiye herkes davetlidir.
2 Ağustos 2010 Pazartesi
semazen ve gül kumlu ebru
Sen
doğru ol da! Varsın sanan eğri sansın. Lakin sakın unutma ki, sen
kendini birşey sanmadığın sürece DOĞRU İNSANSIN. (Yunus Emre )
14 Temmuz 2010 Çarşamba
9 Temmuz 2010 Cuma
Miraç Kandiliniz mübarek olsun
Hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah’ a dua etsin de, Allah duasına şu üç halden biri ile cevap vermesin : Kişi dua ettiğinde, Allah, onun karşılığını dünya' da acilen ' peşin ' verir..Duanın karşılığını ahirete erteler..Yaptığı dua kadar, o kuldan bir dert ve sıkıntıyı giderir..Bu sözü işitince sahabeler sevinç içinde : Öyleyse, bizler çok dua ederiz, dediler..Allah Resulü' de şu açıklamayı yaptı : Allah’ ın kabul etmesi, sizin duanızdan daha çoktur... Dualarımızın kabul olması dilegiyle hayırlı kandiller
4 Temmuz 2010 Pazar
papatya ebrusu
22 Haziran 2010 Salı
8 Haziran 2010 Salı
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Yılsonu ebru sergisi
Öğrencilerim bir yıl boyunca çok çalıştılar ve sonucunda çok güzel ebrular sergilediler...
Fener Rum Lisesi Ebru sanatı sergimiz okulumuzda sergilendi yerli yabancı bir çok kişinin ilgisini ve beğenisini kazandı.
15 Nisan 2010 Perşembe
7 Nisan 2010 Çarşamba
5 Nisan 2010 Pazartesi
Sergimiz Avcılar basınında
Avcılarlı hanımlar "Ebru sever" Avcılarlı hanımların hazırladığı Ebru Sergisi Barış Manço Kültür Merkezi’nde görücüye çıktı. Bakırköy Suyüzü ebru atölyesinde eğitim gören Avcılarlı hanımlar uzun süre süren el emeği göz nuru eserlerini Kültür Merkezinde sergiledi. Ebru Sanatçısı İsmail Dündar’ın yanında eğitim gören Halide Dursun, Ayten Kurgan, Berna Karahan ve Sibel Görgü isimli ebru sanatçıların birbirinden farklı eserler ortaya çıkardı.
04/04/2010
Geleneksel Türk el sanatlarından oluşan eserlerini sergileyen sanatçılar gördüğü ilgiden mutlu oldular. Ebru sanatını görmek isteyen davetliler ise Avcılarlı bayanların yaptığı ebru sanatı eserler karşısında adeta şaşkına döndüler. Fiyatlı 150 TL ile 1.800 lira arasında satışa sunulan eserlerin bir çoğu alıcı buldu. Ebru satancısı İsmail Dündar birlikte çalıştığı Avcılarlı hanımların gösterdiği performansın oldukça iyi olduğunu belirterek, “Kısa süre içinde bu eserleri ortaya çıkardılar. Şimdi el emeği göz nuru eserlerini Avcılar halkının huzuruna çıkardılar. Eserleri görenler hayranlarını gizleyemedi. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz” dedi. Halide Dursun, Ayten Kurgan, Berna Karahan ve Sibel Görgü isimli sanatçılar ise, “Bizler Avcılarda oturuyoruz. Ancak burada Atölye olmadığı için Bakırköy’e gidiyoruz. Orada yaptıklarımız eserleri burada sergilemenin mutluluğunu yaşıyoruz. Sergimize gelen tüm Avcılar halkına teşekkür ederiz” dediler.
kaynak : Avcılar Ayna gazetesi ,basınpres.com




















.jpg)

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...
William Shakespeare